Balıkesir ilinin, Susurluk ilçesinin, Muradiye köyü. Köyün en dış tarafına inşaa edilmiş evin bahçesindeyim. Karşımda uzanan tarlalar Dolunay ışığı ile yıkanıyor. Sonbahar mevsimi olduğu hava epey soğuk. Boyu dizlerime değen siyah polarımı giymiş. Elimde defterim ve kalemim
bu güzel atmosferi değerlendirerek yazı yazıyorum. Bahçemiz oldukça büyük bir alanı kaplıyor.
Evimiz '' L '' şeklinde evin biraz arkasında daha eski kerpiç bir yapı var. Bu evde uzun zaman önce Rum bir aile yaşıyormuş. Eski evlerin dayanıklılığını kanıtlayacak bir şekilde hala ayakta. Bir ara '' Lan Kaan şu eve girelim biraz tırsalım, aksiyon yapalım diyorum. '' Ayağa kalkıyorum üstümü başımı silkiyorum. Kamplara çıkarken yanıma aldığım dört kumanda pili ile çalışan led fenerimi yakıyorum. Boyundan beklenmeyecek kadar güzel beyaz bir ışık veren fener eski evin duvarlarını aydınlatıyor. Tam o sırada bir baykuş ötüyor. Sesin nerden geldiğini öğrenmek için feneri karşımdaki ceviz ağacına doğru tutuyorum. '' Vohaasss'' ceviz ağacının dalına tünemiş ufak bir puhu kuşu. Arkası bana dönük ama kafası bana bakıyor. Bu manzaraya daha fazla dayanamıyor. Tüm aksiyon ruhum bir anda boşalarak eve doğru koşuyorum.
Kaçarken arkamdan bir ses '' Şşşt yakisikli baksana bi '' diyor. '' Hı ? Yakışıklı mı? '' döndüğüm an yüreğim ağzıma geliyor. Bizim eski evin camında karanlıkta beyaz beyaz parlayan bir rum kızı. Arkamı döndüğüm gibi kaçımaya başlıyorum. Bir yandan aklıma gelen duaları okuyorum. Aslında okuyamıyorum hepsi birbirine karşıyor. Birden sırtımdan soğuk terler boşanıyor. Daha da korkarak eve doğru koşuyorum. Ama ev yakınlaşmıyor. Çünkü ben olduğu yerde koşuyorum. Bayılmak istiyorum ama zihnim motor gibi. Sonra ellerimde iki kişi tutuyor. Biri orta yaşlı bir kadın diğer bana laf atan genç kız. Konuşmak, haykırmak istiyorum ama dilim şiş olduğu için ancak inliyorum.Daha sonra orta yaşlı kadın '' Amma kiprastin beyaa kes sesini bisey yapmicaz sana be yavrimo. ''Bunu sözler beni hiç rahatlatmıyor. İkisi de kollarımdan çekeleyerek beni eski eve sokuyor. İçeridepala bıyıklı bir adam daha var. Bana bakıyor '' Gel delikanlı gel otur bisey yapmcaz sana '' diyor. Korkarak yere oturuyorum. Adam bana bakarak '' Delikanli bis seni çok sevdik, sana bir armağan verelim dedik. Bak simdi bu odanin tam altinde iki küp dolusu altin var hepsi senindir. '' diyerek yeri işaret etti. '' Parani güsel güsel harca endaksi. '' '' Ben şaşırmış. Bir halde kafamı sallıyorum. Orta yaşlı kadın yanağımı sıkıyor. Sonra ortadan kayboluyorlar. Tam o anda sinirlerim boşalıyor bayılıyorum.
Kuşadası. Hasır bir sandalyeye oturmuş. Otelin terasından denizi seyrediyorum. Masamda bol köpüklü buz gibi bir bira. Kavurucu sıcakta yağ gibi akıyor gırtlağımdan.
Havuzda beni çağrıyorlar yeni bulduğum Rus sevgilim Kiska bana el sallıyor. Rum'ların şeferine birayı fondip yapıyor ve Kiska'nın yanına gidiyorum.
Yine değişik belkide saçma bir hikaye yazdım.
_________________ ''Bizi öldürebilir,ezebilir üzerimizde tanklarla dans edebilir, vücudumuzu parçalayabilirler fakat bizim özgürlük ve bağımsızlık ruhumuzu asla yokedemezler''
(CAHAR DUDAYEV)