Cevapla 1 mesaj 1. sayfa (Toplam 1 sayfa)
Çelik Sikke
  • Sthrad
    Mesajlar: 3
    Kayıt: 15 Tem 2018 22:41

    Çelik Sikke

    gönderen Sthrad » 17 Tem 2018 15:16

    Eğer ikinci bölümünü yazacak gibi olursam, romana taşırız

    Starkhaven'i sarmış karanlık gecenin içinde, köşe başındaki hanın ortak salonu sessiz değildi.Ancak On ya da onbeş kişi vardı sıkışık masaların etrafında, lakin bu kadarcık insan bile içkiyle desteklenmiş sohbetleriyle ayın yükseldiği karanlık saatlerde sükuneti yeterince parçalayabiliyordu.Yerel halk her gece olduğu gibi takım halinde gelmişti, kasabanın yüksek sesli demircisi Yaşlı Krios başı çekiyordu.Yolların durumunda ve güvenliksiz sınırlara aldırmayan bir grup gezgin de gece konaklamak için çamurdan yolun kenarındaki bu isimsiz hanı seçmişti.

    "Ve sonra yalancı piç bana büyücü olduğunu söyledi.Ha!Bir büyücü!" Hikayesini büyük bir heyecanla anlatmaya devam eden Krios, sesinin canhıraş bir çığlıktan daha yüksek çıktığının farkında değildi.Zaten ufak gözleri, yıllar boyu ocağının içini ısıtan parlak közlere gözlerini kısarak bakmaktan, kırışık yuvalarına kaçmış iki çakıl parçasına benziyordu.Tel tel olmuş beyaz saçları kalın omuzlarına dökülüyordu.

    Hikayeye olan inançsızlığı ince, esmer yüzüne sırıtmaların en hafifi olarak yansıyan çiftçi Pelna "Bir büyücünün demirciyle işi neymiş?" diye soruverdi.Konuşurken dudakları neredeyse hiç oynamıyordu.

    "Belki bir kılıç istemiştir.Atının nalı da düşmüş olabilir."Bütün başların kendine döndüğünü gören on bir yaşındaki çömlekçi çırağı Antal fikrini belirtip araya girdiği için utanarak başını üzüm suyu ile dolu bardağına gömdü.

    Çocuğun sözleri diğerleri arasında gülüşmelerin yankılanmasına sebep olmuştu."Saf olma Antal." dedi hanın tek garsonu Avina bal rengi saçlarını savurarak.Yirmisine basmasına sadece bir ay kalmış sarışın kız, kasabanın en güzeliydi.Doğru yerlerde doğru kıvrımlara sahip olmasının yanında isminin hakkını verircesine ince ve uzundu bedeni."Onlar fırtınaları dizginler, kılıçlarını ise cehennemin alevlerinde döverler.İnançlı bir adamın elinden çıkan hiçbir silah dokunuşlarına dayanamaz."

    Kız sözlerini bitirdiğinde bar masasının arkasında dikilen dağınık saçlı hancıya bir anlığına bakan Krios sakalının altından aşağılayıcı bir homurtu çıkardı."Görünüşe göre, kilise işini iyi yapıyor.Tövbeci'nin Kitabı, yirmibirinci bölüm." Boş bardağını yenisini istediğini göstermek için havaya kaldırdı."Asıl sen aptal olma Avina Petram.Hiçbir büyücü rüzgarlara binmez, istemedikleriden değil o kadar kuvvetleri yoktur, ya da dokunuşu ile silahları kıramaz.Biliyorum, çünkü daha önce de onlar için silah dövdüm."

    Hancı konuşmadan masaların arasından geçerek Krios'un bardağına uzandı, elindeki maşrapadan akıttığı siyah biranın yere dökülmemesi için büyük gayret göstererek yaşlı adamın bardağını doldurdu sonra da geldiği gibi sessizce, siyah saçları omuzlarında salınarak bar masasının arkasına geri döndü.Sessiz bir adamdı genç hancı Dell, konuşmasa da sırlarla dolu olduğunu biliyordu Krios.Yeşil renkli sol gözünün altından başlayan kötü iyileşmiş uzun kesik, dilinin seslendirmediği geçmişinin yarım ağızlı anlatıcısıydı.

    "Ben inançlı bir adam dedim zaten." diye karşılık verdi güzel Avina sertçe."Senin gibi utanmaz bir kafirin silahları ellerine sorunsuz oturacaktır."

    "Aynen öyle güzelim." Krios kızın yüzünü buruşturmasına sebep olan ıslak bir gülümsemeyle yanıtladı.Ancak hancı adamın titremeye başlayan nasırlı ellerinde ve kasılan omuzlarında öfkeyi görebiliyordu."Ayrıca unutma seni küçük puşt, eğer bugün yeşil derili bir devin yedinci kevaşesi olarak becerilmek için sıranın gelmesini beklemiyorsan, o KAFİRLER SAYESİNDE!"

    Garson kız demircinin gökgürültüsünü andıran sesinden ürkerek, destek için başını sessiz hancıya çevirdi.O hariç kasabada hiç kimse aynı zamanda kasaba doktoru olan Krios'a ters bir şey söyleyemezdi.Sadece onun kıymetli incilermişçesine cimrice harcadığı sözleri demirciyi susturabilirdi.O da etrafından olan bitenlerden tamamen habersiz şekilde bar masasının cilalı yüzeyinde yansımasına bakıyordu.

    Kasabanın gençlerinden Celso, demircinin şiddetli gazabının altında ağlayacak hale gelen Avina'yı kurtarmak boğazını temizleyerek "Hey, Dell..." diye mırıldandı.Elinden gelse bir yıla evleneceği kıza kendi yardım ederdi ama sözlerinin Krios üzerinde etkisinin Tövbeci'nin Sözleri'nden bile zayıf olacağının bilinceydi.

    İsmini duyduğunda başını kaldırdı hancı.Avina'nın demirciyle çok kabaca konuştuğunu ve gördüğü muameleyi hakettiğini biliyordu ancak araya girmezse kız ağlamaya başlayacaktı.Krios'ta öfkeliyken kimsecikleri dinlemediği için nişanlısı Julius, ki bir rençber olan oğlanın da vücudu demircinin ki kadar kuvvetliydi, yumruklarını kullanmak zorunda kalacak, belki de bir kavga çıkacaktı.Kavganın hana vereceği zararı hayal ederken Dell'in başında ağrılar girdi.Bu anlamsız olay hemen durdurulmalıydı!

    "Krios!" diye seslendi Dell masanın arkasından çıkmadan."Bu kadarı yeterli."

    Sinirli demirci barda dikilen hancıya döndü."Çırağına düzgün eğitim ver!" Bağırırken boynunda şişen damarlar hancının görebileceği kadar belirgindi.

    Dell adamın yüksek sesli sözlerine sakince "Kızı rahat bırak, Krios.Yoksa bu masanın arkasından çıkarım." diyerek karşılık verdi.Arsızca belirgin tehdit işe yaramıştı.Krios'a asla el kaldırmazdı Dell, yaşlı adam bunu bilse bile sessizce Avina'dan uzaklaştı.Barın altına eğilen Dell, ağzı mühürlenmiş toprak bir testi çıkardı."Avina canım, neden sen ve Celso biraz üst kata çıkmıyorsunuz?Genç adam şişeyi alabilir."

    Titreyen zarif Avina, Julius'un ağaç gövdesini andıran koluna girmiş halde üst kata doğru yürümeye başlarken, Dell kafasını demirciye çevirmişti.

    Bakışları buluştuğu anda konuşmaya başladı Krios."O kızı daha iyi eğitmelisin."

    "Onun yerine, yağlı urganla asayım?" dedi Dell bir bardağı masadan aldığı ıslak bezle temizlemeye başlarken.Sert veya alaycı değildi konuşması sadece duygusuzdu."Elma ağacı eski zaferler için ölen genç bir kızın bedenini çeker mi Krios, ne dersin?

    Demirci utançla başını öne eğdi."Ben sadece..."

    "Önemli değil.Ne dediğimi anladın sen." Islak bezi bir şey yok dercesine salladı."Madem söz büyücülerden açıldı.Soğukbatak'ı anlatsana bize."

    Eski sınır bölgesinin ismini duyan demircinin gözleri parladı.Ayağa fırlarken çoktan konuşmaya başlamıştı."Bir bakalım...Bundan elli yıl önceydi.O zaman genç bir adamdım, bir demirci çırağıydım." Ayağa kalkan Krios el kol hareketleri ile anlatısını güçlendirmeye girişti.

    "Yine mi bu hikaye..." diye mırıldandı Pelna, Krios'un duymaması için çaba sarfettiyse bile yaşlı demirci işitmişti onu.

    "Sen sessiz ol, Pelna, yoksa ince gövdeni ikiye kıracağım." Tehdidini gerçekleştirmek zorunda kalabileceğinden korkmuyordu, Krios hayatını savaşta ve barışta örsün başında geçirmişti, yeniyetme çiftçinin bedeniyle karşılaştırıldığında kaslı kolları her seferinde muzaffer gelirdi."Şimdi evet, ve beni ustamla beraber Kırk Birinci müfrezeye vermişlerdi.Ön cephenin en önü.Soğukbatak Nehri ve ilerisi.Suyunun pantolonuma ilk doluşunu ve kemiğime kadar nasıl üşüdüğümü bugün bile hatırlarım.Tabii o zaman büyücülere saygı duyardık.Ve..."

    Demirci gürleyen sesiyle hikayesini anlatmaya devam ederken hancı başını yana eğdi.Gölgesi koca şömineden yayılan ışıkta bir iblise benziyordu.Büyünün ayıplandığı ve büyücülerin şeytanın çırakları olarak kabul edildiği bir toplumda normal bir adam onun söylediklerinin yarısını, onun sesinin yarısıyla anlatsa kellesini çok geçmeden kaybederdi ancak şansı ya da tanrıların koruması sayesinde kimsecikler Krios Robus'un sözlerine kulak asmıyordu.

    Demirci anlatmaya devam ederken saatler birbirini kovaladı.Müşteriler birbiri ardına geceyi geçirmek için odalarına çıktı, ta ki ana salonda Krios, Antal ve Dell'den başkası kalmayıncaya dek.Tam Krios'ta yatmaya karar vermişti ki o sırada han kapısı vuruldu.Kışın getirdiğini acımasız soğuk meşe tahtasından iki metrelik kapıyı kapalı, yollarda cirit atan varlıklar ise sürgülü tutuyordu.Hızlı adımlarla masanın arkasından çıkan Dell kapıya yürümeye başladı, bir eli beline astığı kılıcın üzerinde dinleniyordu.Saat epey geç olmuştu ve mesleğinde öğrendiği bir şey varsa o da ay yükseldikten sonra kapının hoş olmayan pek çok şey tarafından vurulabileceğiydi.

    "Kim o?" diye sordu sürgüyü tutan Dell.

    "Gezgin.Flimunus'dan geliyorum." diye karşılık verdi dışardaki.Sesine bakılacak olursa erkekti."Yatacak yerin var mı?"

    En yakındaki şehrin adıydı Flimunus.Çoğu zaman tacirler ve gezginler alışveriş için gelirlerdi.Kılıcını gevşeterek sürgüyü kaldırdı hancı, karşısına silahlı birden fazla adam çıkarsa en azından Krios yardıma gelene kapıyı tutabilmeliydi.

    Tek bir adamdı eşikte dikilen.Yalnız başına, soğuktan kızarmış yüzünü yün başlığının altına sıkıştırmış halde bekliyordu.Dell'in gözleri adamın yüzünü seçemiyordu, suratının hatları kumaşın kıvrımları arasında kaybolmuştu.Eğik duruşu yorgunluğunun bir göstergesiydi, eğer hırıltılı nefesi yeterli değilse...

    "Nehiryanı demeyi dene.Buradaki çoğu insan o dili bilmez.İçeri gir." Adamın geçmesi için kenara çekilen Dell elini kılıcının kabzasından kaldırmıştı.Kapıyı gerisingeri kapatıp sürgüyü sertçe indirirken sallantılı adımlarını ve böğrüne bastırdığı elini görmezden geldi.Bu handa müşteri para ödediği sürece soru sorulmazdı.

    "Odalar üst katta." Krios sendeleyen yabancıya merdivenleri işaret etti. "Antal misafirimize odasını göster, sonra sen de doğruca yatmaya." Demirciyi bir büyükbaba gibi seven küçük Antal fırlayarak kalktı ayağa ve yabancının düşmemesi için kolunu tuttu.

    Başını sallayan adam yanından geçerken elini deri kemerine astığı keseye kaydırıp tek bir metal parayı Krios'un masasına bıraktı, ardından Antal'ın desteğiyle merdivenlerden çıkarak üst katın loşluğunda kayboldu.

    Krios yuvarlak demiri masasının arkasına geçmiş Dell'e fırlatırken yüzünde anlaşılamaz bir ifade vardı.Parayı havada yakalayan Dell kısa süre sonra yaşlı adamın şaşkınlığının sebebini kavradı.Yabancının bıraktığı metelik çelikten dövülmüştü.

    Ayak seslerinin duyulamayacak kadar uzaklaşmasını bekleyen Krios "Çelik metelik." dedi.

    Omuzlarını silken Dell "Tesadüf." dedi demirciye.

    Dudakları bir esnemeyle birbirinden ayrılan Krios, "Umarım." diye mırıldandı sandalyesinden kayarak inerken.Yavaşça merdivenlere doğru hareketlendi, yürürken sol bacağı eski bir yaradan dolayı aksıyordu.

    "Tek başına tırmanabilecek misin?" Takılan Dell hafifçe sırıttı.

    İnleyerek ilk adımını atan Krios, "Siktir git Dell." diye hırladı.Tırabzanları kavramış halde acı dolu hırıltılar eşliğinde tırmandı üst kata yaşlı demirci, gevşekçe çivilenmiş tahtaların üstünde odasına doğru topallayan demircinin söylediğini duyabiliyordu Dell.

    O gece şafağa kadar uyanık kaldı, çiziklerle dolu meteliği parmak eklemlerinde çevirirken düşünceli gözlerle tavana bakıyordu.

    Sabahın erken saatlerinde merdivenlere küfrederek aşağıya indi Krios.Soğuktan tutulmuş kasları yüzünden tahtalara savurduğu renkli hakaretlerinin uykularının en tatlı yerinde olan han ahalisini uyandırabilecek oluşunu umursamıyordu.

    Elinde tuttuğu sikkeye dalmıştı Dell, öylesine ki demircinin kopardığı yüksek sesli patırtı bile adamı daldığı hülyalardan uyandırmaya yetmedi.Sabaha kadar o masanın arkasında, ifadesiz bir suratla çelik parçasını incelemişti.Geçmişten kopup gelen zamansız bir anı, eski sevgilileri hatırlatan bir şarkı...

    "Misafirin uyanmış." diye mırıldandı topallayarak masaya yanaşan Krios.Bacağının izin verdiği ölçüde zıpladı ve uzun taburelerden birine oturdu.Başıyla uzakta masalardan birine tünemiş yabancıyı işaret ediyordu.

    Yabancının giysileri Krios'a gençliğinde bir kez gördüğü başkenti koruyan kohortları hatırlatıyordu.Siyah ceketinin iki ucu gümüş düğmelerle birbirine tutturulmuştu.Ceketin dirsekleri ile omuzlarına deri korumalar dikilmişti, sol omzundan uçları kül kadar gri bir pelerin sarkıyordu.Uzun çizmeleri önden bağcıklıydı.

    Yaşlı adamın geldiğini hayal meyal farketti Dell."Hmm..."

    Masada hareketsiz bekleyen sürahiden kendine bir bardak içki dolduran Krios hancının parmaklarında dans eden sikkeyi izledi bir süre.Ancak o ne kadar beklerse beklesin Dell oyununa son verip ona dönmüyordu.Kısa süre sonra dayanamayarak "Kaldır şunu!" diye tısladı.

    Bakışlarını sadece adamın gözlerine bakacak kadar kısa süreliğine soluk metalden kaldırdı Dell."Kıskandın mı?"

    "Çeliği mi?" Demirci içkisinden bir yudum almadan önce çarpık dişlerini sergileyerek yüksek sesle güldü."Evlat bir günde onun yüz katıyla çalışıyorum."

    "Kendimi kastediyordum." Sırıtan Dell sürahiye uzandı.Kendi iş yerinde bardak kullanmaya lüzum görmüyordu.Hafif içeceği başına dikerken el çabukluğuyla parayı pantolonunun ceplerinden birine kaydırmıştı.Tuhaf adamdı Dell.Beş yıl önce uzaklardan gelmişti, bu isimsiz yerin varisi olduğunu söyleyerek.Pek çok şeyden anlıyordu.Silahlar, hastalıklar, ticaret...En başta da alkollü içecekler.Kasabalıların çoğu bu sessiz, sakin yabancıdan çekinirdi, kilisenin önünde Kitap'taki her harfin yalan olduğunu bağıracak kadar deli demirci Krios haricinde.

    Bir kez daha gülen demirci "Evlat, göğüslerin ve ince bir belin olmadığı sürece sikkelerle istediğin kadar oynayabilirsin.Gerçi öyle olsan oynaman birkaç tane de ben verebilirdim." diye karşılık verdi."Ama kasabalı bu adamdan gelen bir şeyle ilgilendiğini görmemeli."

    Dell demircinin ne demeye çalıştığını anlamıştı.Adamın çok giyilmekten aşınmış giyisilerinde onun sıradan bir yolcu olduğunu görüyordu Dell ve böğründe sahibi belirsiz bir silahla açılmış kesiğin o da en az Krios kadar bilincindeydi.Burada, köşebaşındaki handa soru sorulmazdı, parası olan herkes yataklarda yatmakta içkiden içmekte ve şöminede ısınmakta eşit derecede serbestti.Ancak Kilise'nin müritlerine ya da daha kötüsü imparatorun askerlerine bulaştıysa eğer, birileri onu almaya geldiğinde Dell'i de yanında götürmeye çalışabilirdi.

    "Yarasına baktım." diye anlatmaya başladı Krios.Yaptığının aptalca olduğunu biliyordu."Karın boşluğu neredeyse tamamen yarılmış.Kıymıklar derisine geçmiş, sanki bir iğne yağmuruna tutulmuş gibi."

    Dell karşılık vermedi.

    "Sence yarasına bakmalı mısın?" diye sordu Krios.Bir kılıç kesiğini dağlayabilir, daha derin bir tanesini dikebilirdi ama o kadar...Yaralar üzerine olan sınırlı eğitimini sahra hastanelerinde çığlık çığlığa bağıran hastaların uzuvlarını sabitlemeye çalışırken almıştı."Bütün çarşafları kızıla boyamayı becerdiğine göre epey derin olmalı."

    Başını iki yana salladı Dell."Bulaşmamakta fayda görüyorum..."

    "Bu handa insanların kimliği önemsiz sanıyordum." Tüylü kaşlarını çattı yaşlı Krios.

    "Değil zaten, aksi takdirde o sandalyeye oturamazdın." diye onayladı Dell.Tehlikeli sözlerinden dolayı çoğu işletme Krios'la alışverişi sınırlandırmıştı.Dell hariç herkes...Aslında hancının beline astığı kılıç bile Krios'un usta ellerinden çıkmaydı."Ama Avina gibileri ihbar etmek için hazırda beklerken olmaz."

    Omuzlarını silkti demirci.Dell'in sözlerindeki aklıselimi görebiliyordu."Yine de çok fazla çarşaf kirletecek."

    "Gün battığında hala burada olacağından şüpheliyim." dedi Dell."Bütün çarşafları boyamış mı dedin?"

    "Odaya koyduğun her bir beyaz çarşafı." Beyaz kelimesini özellikle vurgulamıştı.

    "Siktir ya...O şeylerin tanesi iki demir sikke..." Yakınan hancı masaya eğdi başını.

    Belki konuşmaya devam ederdi ikili, o sırada Pelna gerinerek merdivenlerden aşağı inmeseydi.Saçları uykuyla dağılmış esmer çiftçiye selam veren Dell kahvaltıyı hazırlamak üzere tezgahın arkasındaki mutfağa geçti.Demirci ile çiftçi içmeye, Dell ise işe daldığında siyahlar içindeki yabancı kısa süreliğine unutulmuştu.

    Kapısı beyaz zırhlı muhafızlar tarafından kırılırcasına vurulduğunda Dell tezgahının arkasından müşterilerine içki yetiştirmeye çalışıyordu.

    Bulutların arasından ürkekçe çıkmış öğlen güneşi hanın pencerelerinden içeri daldığında, ana salon doluydu.Kasabalılara ek olarak daha fazla gezgin aç ve susuz halde kapalı kapıyı çalmıştı.Kasası uzun zamandır görmediği kadar parayla dolan Dell mutlu bir adam olabilirdi, eğer siyahlar içindeki misafiri ayrılsaydı.Ancak sabah oturduğu masada tek başına oturmaya devam etmek konusunda inatçıydı ve müşteri politikası yüzünden Dell adamdan gitmesini isteyemiyordu.

    Kapı açılıp Avina'nın yüzü, miğferli suratlarla tanıştığında en öndeki muhafız kızı ittirmişti.Genç kız ufak bir çığlıkla yere düşerken Dell tezgahtan yanında Krios ve arkasında Julius'la fırladı.

    Julius korkmuş garsonu kaldırmak için uzanırken Dell'de muhafız ile hanın kalanının arasına girmişti.Kılıç kolunu tutarak bastırdı ve bir bacağını arkasına koyarak aceleci muhafızı olduğu yerde durmaya zorladı hancı."Sakin ol bakalım dostum."

    Muhafızın karşılığı koluna bastıran Dell'i oynatmak için bütün gücüyle ince bedeni geriye itmeye çalışmak olmuştu.Fakat arkasına Krios'u almış olan Dell muhafızın karşısında kıpırdamadı.Öfkelenen adam "Çekil vatandaş!" diye bağırdı.

    "Nasıl istersen..." Sırıtan Dell aniden adamın önünden kenara kaydı.Bir anda ayakta tutan güçten mahrum kalan muhafız dengesini kaybederek öne doğru tökezlemiş ve yüz kiloluk bir et ve çelik düğümü halinde zemine kapaklanıvermişti.

    Handakilerin şaşkın bakışları altında yere çarpmanın sersemliğinden kurtulup dizleri üstünde doğrulmayı becerdiğinde "Bunun için başını alacağım!" diye haykırdı muhafız.Zırhının içinde ayağa kalkmaya çalışırken yürümeyi yeni öğrenmiş çocuklar kadar sakardı.

    Öfke dolu tehdite dişlerini sergileyen geniş bir gülümsemeyle karşılık verdi Dell."Ayakta durmayı öğrendiğinde kellemi de isteyebilirsin."

    "Kimse kimsenin kellesini almayacak." İçeri giren muhafız diğerlerinin aksine miğferini takmak yerine taşıması için diğerlerinden birine vermişti.Küçük siyah gözleriyle, debelenen muhafızı seyrederken ince dudaklarının etrafını saran tıraşşız derisi alaycı sayılabilecek şekilde bükülmüştü.Boyu, uzun boylu olarak kabul edilen Dell'e yukarıdan bakacak kadar uzundu."Burada neler oluyor çavuş?"

    "Beni yere düşürdü, yüzbaşı." Zırhlı eldiveninin işaret parmağıyla Dell'i gösteriyordu.

    Başını yüzbaşıya çevirdi Dell, adamın gözlerindeki yorgun ışığı izliyordu."Bunları eskisi gibi eğitmiyorlar değil mi..."

    Gözlerini deviren yüzbaşı başını iki yana sallayarak hancıyı onayladı."Dementia'dan geliyorlar.Kısa sürede öğrenirler."

    "Demek başkentlisiniz." Çavuşa dönen Dell, adamın kılıcına uzandı.Hancının yüzbaşı ile rahat muhabbetini gören muhafız ne yapması gerektiğini bilemeyerek kısa kılıç kınından çekilirken hareketsizce bekledi."Kötü çelik." diye yorum yapmıştı hancı kılıçla oynamayı bitirdiğinde.

    "İşimizi görüyor." dedi yüzbaşı."Kafirleri yeterince iyi kesiyorlar."

    Tekrar yüzbaşıya dönen Dell "Ve onlar ki, ateşten ilahı reddedip, atalarının sahte tanrılarına tapmayı sürdürdüler." diye alıntıladı."Tanrı'nın azabı imanlı eller ile tuttukları keskin kılıçlardan onları buldu."

    "Tövbeci'nin Kitabı, bölüm üç." dedi yüzbaşı.Dell onun inançlı olmadığı biliyordu ancak hafızasının keskinliğine saygı duymadan edemedi.

    "Ve bu bize ne anlatıyor Krios?"  Demirciye bakan Dell hala sırıtıyordu.

    "Tanrı'nın adamları asla sebepsiz yere gelmez." diye yanıtladı Krios.

    "Aynen öyle." Başını sallayarak onayladı Dell."Şimdi Karga, neden geldin?"

    Yüzbaşı konuşmadan önce bir anlığına hanın içine bakındı."Birini arıyoruz.Tanrı'nın bir düşmanı."

    "Nasıl biri?" diye sordu yakınına giren Dell.

    "Bir büyücü, o yüzden görünüşü hakkında kesin konuşamıyorum." diye yanıtladı muhafız yüzbaşısı."Ancak bir yarası var, tam burada."Elini kaldırıp böğrüne koyan muhafız herkesin görebilmesi için birkaç adım öne çıktı.

    Adamın zırhlı eline bakarken Dell "Bu yarayı nasıl almış?" dedi.

    "Şeytanları onu yarı yolda bırakmış.Kendi büyüsüyle vurulmuş." diye açıkladı yüzbaşı.

    "Böyle bir adamın cezası nedir yüzbaşı?"

    Plakaların sardığı omuzlarını silkti yüzbaşı."Daracağından başka bir yere gitmesi beklenemez."

    "Peki, bu kafiri saklayanlara ne olur?"

    "Aynı iple asılırlar." Yüzbaşının sözleri soğuk, ifadesi demirdendi.

    Muhafızın sözlerini bir an için tartar gibi oldu Dell, ortak salonun sol tarafına doğru harekete geçmeden hemen önce."O halde yüzbaşı;" diye karşılık verdi, siyahlı yabancıya doğru yanaşırken."Sanırım bende ilgini çekebilecek bir şey var."

    Ele verileceğini anlayan yabancı beyhude bir çabayla ayağa kalkmaya çalıştı ancak yarası onu yavaşlatıyordu.Dell zahmetsizce adamın kolunu yakalayıp arkasına doğru büktü."Üzgünüm dostum." diye fısıldadı adamın kulağına."Ama yanlış yeri seçtin."

    "Asmadan önce yarasını temizleyip dikin." Konuşan Krios'un suratı, acı sevmediği ilaçları içmeye zorlanmış bir hastayı hatırlatıyordu Dell'e.Yapmak istemiyordu ama hayatta kalmak için buna mecburdu işte."Yoksa sallandıracağınız tek şey cesedi olur."

    Adamı ittirerek masaların arasından çıkarttı.Büyücü, cüssesi hancınınkine eşit olsa da kan kaybı zihnini ve yorgunluk bedenini sersemlettiğinden dolayı Dell'e karşı hiçbir direnç gösterememişti.

    Tek başına adamı yarı sürükler-yarı itekler halde kapıya taşıyan Dell "Alın şunu." diye seslendi hareketsiz duran çavuşlara.Büyücü bilincini kaybetmek üzereydi.

    İki çavuş koşarak yere yığılmasına ramak kalmış adamı son anda yakaladı."Tanrı size minnettar." dedi çavuşlardan biri, sesine bakılacak olursa bu Dell'in kellesini isteyen muhafızdı.

    Çavuşlar adamı dışarı taşırken Dell kemerine astığı deri keseye uzandı."Sence de Tanrı bize minnettar mı Karga..." İki demir para çıkardı kesesinden.Yüzbaşıya atmadan önce soluk metal parçalarını herkesin görmesi için havaya kaldırmıştı."Kiliseye bağış."

    Yüzbaşı paraları zırhlı ellerinin aç bir hamlesiyle havada yakaladı."Bu hanın inançlı adamlar tarafından yönetilen inançlı bir müessese olduğu konusunda kuşkumuz yok, imanlı adam." Sesini herkesin duyması için yükseltmişti."Size iyi akşamlar dileriz."

    Ardından yanında çavuşları, arkasını dönüp açık kapıdan dışarı çıktı.

    O akşam erken kapattı Dell hanı.Çoğu müşterisi öğleden sonra handan ayrıldığından kışkışlanacak pek kimse zaten yoktu.Sadece, gün batarken Avina'yı Julius'la beraber eve gönderdi, kızın eline düğün hediyesi olarak birkaç altın sikke sıkıştırmayı ihmal etmemişti.

    "Çok güzel bir anne olacaksın." dedi kız yüzünde şaşkın bir ifadeyle avucuna bakarken.Ardından oğlana dönerek "Ve Julius, ona iyi bak." diye sözlerini tamamladı ve ikilinin teşekkür bile etmesine izin vermeden kapıyı arkasından sürgüleyerek kapadı.

    Ağır adımlarla boş hanın içine geri dönerken "O parayı sokağa atmalıydım." dedi Dell.

    Hanın içinde onunla kalan tek kişi olan demirci Krios."Adamı kapıdan almayabilirdin." diye karşılık verdi omuzlarını silkerek.

    "Bunun için kim olduğunu bilmem gerekirdi.Köşe başındaki isimsiz handa, isimler sorulmaz." dedi Dell."Gitmek istemediğinden emin misin?Güneş battı ve muhafızlar şimdiye yola çıkmıştır.Öleceğiz."

    "Hah!" diye kabaca güldü demirci ölüm fikrine."Kime gideyim?Eşim öleli yirmi yıl oluyor ve iki oğlumda yenmek uğruna cehennem alevlerini göğüslediğimiz piçleri memnun etsin diye astılar.Hayır yüzbaşım benim uğruna yaşayacak hiçbir şeyim kalmadı."

    "En acı yaşamak en tatlı ölümden daha iyidir demişti zamanında bilge bir adam." dedi bar masasına oturan Dell."Bir sebebin olmasa bile."

    "Diğer adamlar için belki." diye yanıtladı bakışlarını hanın kilitli kapısına çeviren Krios."Biz Soğukbatak menzilinden Kırkbirinci müfrezeyiz.Ölümde bile birlikte."

    Ay yükseldiğinde sonra geldiler.Beyaz zırhlarıyla akşam sisinin içinde hayaletler misali, ellerinde kılıçlar ile meşaleler, ağızlarında kafirlerin isimleriyle, kapının önünde dikiliyorlardı.

    "Açın kapıları!" diye bağırdı hancının yüzbaşı olduğunu tahmin ettiği bir adam dışarıdan."Ateşli tanrı böyle istiyor!"

    "Nasıl bir tanrı kafirlerden kapılarını açmalarını rica eder ki!?" diye geri bağırdı Krios.

    "Ateşini üstüne işeyerek söndürebileceğin bir tanesi!" dedi Dell, muhafızların dinlediğini bilerek.Kapı zırhlı bir omuzun çarpmasıyla sarsıldı."Omuz atmak işe yaramaz!"

    "Kes sesini Dell!" diye karşılık verdi yüzbaşı dışarıdan."Kapı kırılmasa bile menteşeler er ya da geç gevşeyecek!"

    Yüksek sesle güldü Krios."Bilesiniz diye söylüyorum, menteşeler çifte su verilmiş Betlehem çeliğinden özel olarak döküldü!Büyücü çeliği!Gövde ve çerçeve kurutulmuş Cadıtahtası'ndan!" İkinci sefer, Dell'de yaşlı demirciyle beraber gülüyordu."İnat ederseniz kapıdan önce imanlı omuzlarınız kırılır!"

    Kapıya atılan darbeler bıçak gibi kesildi.Yüzünde kazandığı zaferin gülüşüyle Krios sandalyesine yaslanırken kılıcını çeken  Dell ayağa kalkmıştı.

    "Noluyorsun be?" diye sordu hancının hareketlerine anlam veremeyen Krios.Yine de o da sandalyesinden kalkmıştı, kılıcının ucu kapıya bakıyordu.

    "Klerik." diye mırıldandı kapıdan gözlerini ayırmayan Dell.

    Bir kalp atımı sonra ince bir parmak belirdi kapının içinde.İlk parmak tahtanın içinden tereyağı bloğunu kesen sıcak bıçağın rahatlığıyla ilerlerken daha kısa parmaklar onu izledi.Yavaş yavaş sağa kaydılar, ilk parmak kilide ulaştığında bütün parmaklar ikinci boğumlarına kadar hanın içindeydi artık.İnce uzuvlar üstüne kapanırken tahtanın aksine  tıslayıp bükülmeye başlayan çelik sessizce teslim olmadı.

    "Yok artık." Çelik tutuşun altında çatlayıp parçalanırken Krios'un ağzı genişçe açılmıştı."Yüzbaşı, bu ne?"

    "Hiçbir fikrim yok." diye açıkladı Dell.O konuşurken muhafızlar kapıyı açmışlardı bile."Ateşli tanrının hizmetkarları."

    Beş muhafız açılan kapıdan içeri girdi.İşlemesiz beyaz miğferleri yüzlerini tamamen örttüğü için Dell onların kim olduğu söyleyemezdi ancak en önde duranın sabah saatlerinde konuştuğu yüzbaşı olduğunu tahmin ediyordu.

    "Sadece beş muhafız, ama bir Klerik." dedi Dell.Muhafızların hepsi içeri girmişti ancak Klerik, beklendiği gibi ortalarda yoktu.

    "Beş kişi tek bir adamı yakalamak için yeterli." dedi öndeki muhafız."Ama kapından geçmek için değil."

    "Ama biz iki kişiyiz." diye karşılık verdi Dell.

    "Bizim de zırhlarımız var." dedi muhafız.Kılıcını çektiğinde, diğer dördü de onunla beraber silahlarını çekmişti."Bire üç üstünlüğün olmadığı sürece, sayının önemi yok."

    "Göreceğiz."

    Aynı anda geldiler.Yüzbaşı dahil üç muhafız Dell'i geriye kalan iki tanesi de Krios'u hedef alıyordu.Dudaklarını yalayan Dell geri yürümeye başladı.Bu kadar çok, zırhlı saldırganı cepheden yapılacak bir saldırıyla yok etme şansı olmadığını biliyordu.

    Hızlarını kesmek için bir sandalyeyi tekmeleyerek saldırganlarının önüne fırlattı.İki tanesi üstünden zıplarken solda kalan üçüncüsü oturağa takılarak dengesini kaybetti.Ayakta kalabilenlerin dikkati yere düşen dostları yüzünden dağıldığında Dell saldırıya geçmişti.

    Kılıcını sağına atlayan saldırganlara savurarak yere düşen muhafıza atıldı.Zırhlı adam bedenini saran metalin ağırlığı altında homurdanarak yerde debeleniyordu.Kova şekilli beyaz miğferi kavrayıp hafifçe geriye çektiğinde deri kayışlar gerildi.

    "Elveda." diye mırıldandı, miğferi aniden sola çevirirken.

    Deri bağlar boyna sarılırken iç bulandıran bir kırılma sesi duyuldu ve yere düşen muhafız hareketsiz kaldı.

    "Kafirler bir!" diye haykırdı üstüne koşturan adamları kılıcının çılgın savuruşları ile geri sürmeye başlamış Krios."Adiler sıfır!"

    Demirci hasımlarına acımasızca saldırırken başını hedefleyen kılıcın altından eğildi Dell.Bereket versin zırhları düşmanlarının hareketlerini yavaşlatıyordu, ardından kendi silahını boyun ile başın birleştiği nazik gırtlaktaki açığa savurdu.Ancak istediği kadar yukarıya vuramamıştı.Keskin ağız kıvılcımlar saçarak göğüs plakasına sürtündü ve geriye sekti.

    "Koltuk altları!" Kendi kılıcını muhafızlardan birinin kolunun iç tarafına sapladı Krios."Zırh orada ince!"

    Üstüne yaklaşan saldırganlardan birinin göğsüne ayağıyla bastırarak adamı geriye ittirdi."Tabii ki öyle!" Kemerinden kısa bir bıçak çekip boştaki kılıcını öteki muhafızın silahına bastırdı.Silahlar sürtünerek kilitlendiğinde zaman kaybetmeden bıçağını Krios'un söylediği gibi adamın koltuk altına sokuverdi.Kısa bıçak çelik ince zırh parçaları ile adamın zırhın altına giydiği keten giysiyi parçalayarak adamın etine geçti.Miğferinin içinde acıyla uluyan muhafız geriye çekilmeye çalışırken Dell bıçağı çevirerek adamı silah arkadaşının üstüne ittirdi.

    "Şimdi sayıların hakkında konuş, yüzbaşı." Sendeleyen adamın yolundan çekilerek ayakta kalan yüzbaşı bıçaklanan astının yere düşmesine izin vermişti.

    Yüzbaşı cevap vermeden ilerledi ve kılıcını savurdu.Dell saldırıyı kılıcıyla karşıladı.Yüzbaşı durmadı, kılıcı Dell'in silahından her geriye sektiğinde tekrar saldırdı.Ta ki çeliği sonunda çatlayarak parçalara ayrılana kadar.

    Gözlerini havaya savrulan çelik kıymıklardan korumak için havaya kaldırdı Dell, şansına serseri parçaların çoğu kırık kılıcın yükseldiği kabzaya bakan yüzbaşıya sıçramıştı.Adamın toparlanmasına izin vermeden tekrar gırtlağına saldırdı.

    Bu sefer ıskalamamıştı.Beyaz zırh kesikten boşalan kanla ıslanırken yüzbaşı diğer iki muhafız gibi geriye devrildi.

    "Krios..." Kılıcını kınına koyan Dell yere yuvarlanan sandalyelerden birini düzelterek oturdu.

    "Şu an biraz meşgulüm!" diye seslendi kılıçları ayakta kalmış son adamla kilitlenmiş Krios.Dell onu seyrederken aniden geriye çekilip rakibinin öne doğru tökezleyerek yere kapaklanmasına izin verdi."Bizi almaları için yeşil çocukları göndermişler."Sonra da kılıcını adamın ensesine sapladı.

    "Yaşlı bir demirci ile uyuşuk bir hancı için normal." dedi Dell.

    "Yanıldılar." Sırıtan Krios kılıcını kaldırdılar.

    Dell başını iki yana salladı "Bu ölü piçler yanıldı." diye karşılık verdi."Onları gönderen değil."

    O anda yalnız bir şekil odanın ortasında belirdi.
    Işıksız bir gündüz, bilirsin işte... gecedir.
Cevapla 1 mesaj 1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir