Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder  
Sayfaya git 1, 2  Sonraki
» ÖYKÜLERİNİZ
Yazar Mesaj
Üye
Üye

Kayıt: 11 Tem 2008
Mesajlar: 196
Yaradılışın Öteki Mezmur’u.

         Başlangıçta sadece hiçlik vardı ve sonsuzdu. Ve ruhum, bu hiçliğin içinde, boşluğa vuran ve dağılan kendi karanlık yüzünü seyrederek süzülürdü. Gözlerim, başkalarının gözlerinden beni izleyen kendi gözlerim dışında hiç kimseye bakmazdı. Karanlıktım, kördüm, gölgeydim. Ve mavi bir ateş yanardı göğüs kafesimin içinde- donardım! Tenim, ince bir harmani gibi dalgalanırdı organlarımın yüzeyinde. Ancak içinde süzüldüğüm hiçlik kadar net, yüzümü yansılayan boşluk kadar kendimdim.  Hiçliğin içinde, hiçliği unutturacak bir ses arardım. Ve serin bir rüzgarla ürperirdi boşluğun dingin yüzeyi. Boşlukta uzayan, belirsizleşen ve seyrelen yüzüm, duvarları görürdü. Ve esareti tanırdı. Ve sessizliği dinlerdi.

         Susardım.
         Sen, sesin ve yüzünle, hep oralarda bir yerdeydin, bilirdim.
         Başlangıçta sadece hiçlik vardı ve sonsuzdu. Işığı hiç tanımıyordum. Ve hiç duymamıştım hakkında konuşulduğunu. Zifir labirentlerin içinden geçer gibi karanlık bir kaygıyla geçerdim ben o hiçliğin içinden. Sonsuz bir hızla düştüğüm sonsuz derinlikte bir kuyunun dibindeki suya, suya, suya kendi yüzüm yansırdı. Suyun karanlığında kendi yüzümü görürdüm. O yüze bakar, bakar ve tanıyamazdım. Yaşamış ve yaşayacak olan tüm yüzleri maske edinmiştim kendime. Ağırlıklarından kemiklerim çökerdi. Başkalarının yüzleri etime gömülür, ben yeni yüzler edinirdim. Sonsuz bir yeniden ben, ben kendimi yitirirdim. Bir tarih vardı yüzümde, bir geçmiş, bir gelecek, bir şimdi, kadim ve sürekli genişleyen bir hiçlik vardı. Hem herkes, hem hiç kimseydim baktığım aynalarda.
         Susardım.
         Sen, sesin ve yüzünle, hep oralarda bir yerdeydin, bilirdim.
         Başlangıçta sadece hiçlik vardı ve sonsuzdu. Ve ben, bu hiçliğin bir noktasında, şeylerin ve kendinin adını bilmeyen tanımsız bir çocuktum. Ve hiçlik bana ait değildi henüz.  Bilgeydim, sessizdim, çocuktum. Kendi varlığımın dışında hiçbir yasanın hükmünü tanımazdım. Tüm tanımlar, çölün yüzeyini yalayan seyrek rüzgarlar gibi akardı üzerimden. Karanlığın ve hiçliğin içinde, benden çağlar önce yaşamış olanların fısıltılarıyla büyüdüm.
         Susturuldum.
         Sen, sesin ve yüzünle, hep oralarda bir yerdeydin, bilirdim.
         Ve, dizginleyemediğim bir hayvan taşıyordum ben içimde. Küçük ve keskin dişleriyle sürekli kemiren hayvanın, parlak ve yuvarlak, petrol yeşili gözlerini görürdüm düşlerimde. Çırılçıplaktım, korunaksızdım, düşteydim. Ve hayvan, çölü kat eden ağır bacaklı bir örümcek gibi, içimde yürürdü. Sanki bir testere esnerdi içimde, çelikten bir bağırsak bükülürdü sanki. Bir jilet, kalın kalın tınlardı. Siyah ve sert kıllarını okşar, dilimi keskin dişli o ağızda gezdirirdim. Salyasını tadardım açlıkla. Kan kusardı ağzımın içine. Açtım, yalnızdım, çocuktum. Onun kanında dirilirdim. Sevişirdik. Ve seviştikçe uç veren erdişi tırnakları vardı hayvanımın. Cinsel organı, sert bir balon gibi ağrılı büyürdü içimde, ağlardım. İçinde büyürdüm hayvanımın, ağlardı. Tarifsiz uzardı iç çekişlerim. Ve dişinin keskinliğine değdikçe dilim, kenetlerdi çenesini- ondan aldığımı ona geri verirdim, hep alırdı.
         Susardım.
         Sen, sesin ve yüzünle, hep oralarda bir yerdeydin, bilirdim.
         Susardım ben, üzerinde süzüldüğüm uzun ve ifadesiz yüzümde kendi eksik hikayemi okur ve susardım- söyleyecek sonsuz sayıdaki çok şeyin arasından, hiçbir şeyi seçer; söylenebilecek en derin söze sığınır ve susardım. Pıhtılaşmış kanla sertleşen, zamandan bir çarmıh taşırdım sırtımda. Ve suskunluğum, hepimiz adına acı çekerdi.  En kıyıcı kelimelerden bir taç vardı alnımda, kelimelerin hiçbirini tanımazdım. Ve alnım genişti. Ve alın yazım okunaksız. Hiçbirini bilmediğim kelimelerin yardığı etim yazgımdan kanar, kan göz bebeklerime akar, göz bebeklerim hiçliği kızıla boyardı. Kan yeniden pıhtılaşır ve tahta yeniden sertleşirken, kanımın içinde dönen jiletlerle ben, ben yeniden kanardım. Sonsuzluğu yaratan bir yeniden...
         ...susardım.
         Sen, sesin ve yüzünle, hep oralarda bir yerdeydin, bilirdim.
         Sonra, ‘çöl’ dedim ben o ıssızlığa. Çıkış arayan tekinsiz bir hayvan vardı çünkü içimde. Ve çünkü, korkuyordum o hayvanın içime düşen gölgesinden. Düşlerimde seviştiğime, gün ışığında ihanet ettim.  Ademoğullarının ve kızlarının kadim tarihinden bugüne düşen bir gölge olan ben; ben, acı çeken insan, ürktüm içimdeki hayvanın vahşi gölgesinden. Geri çekildim, sindim, bir hile aradım. Kum soludum içimdeki hayvanın ulumalarını yatıştırmak için. Dudaklarımı kuma gömdüm, derin nefesler çektim ciğerlerime; kum doldu içim. Ve çöl oldu. Ve labirent oldu. Ve çıkışsız oldum. Böyle kıstırdım ben içimdeki hayvanı.
         Susturdum.
         Sen, sesin ve yüzünle, hep oralarda bir yerdeydin, bilirdim.
         Gövdem, ağır bir sancıyla çözülen kum topakları gibi usul usul dağılır, boşluğu yansıtan hiçliğin uzayında, ateşten ve geceden erbanelere değen, değen ve parçalanan tok ve gergin çığlıklar gibi, ölü bir ormanın damarlarında gezinen yorgun ve yaşlı bir nabız gibi, zonklayan bir yarayı tutamayan ince ve saydam bir kabuk; o kabuğun tutamadığı yoğun ve yapışkan bir acı gibi yankılardı ıssızlığını. Yalnızdım, tektim, savruluyordum. Dünyanın dış kabuğuna yapışmak istedikçe derindeki çekirdeğin karanlığına doğru gömülürdü ruhum. Ruhum, zamanın parmak uçlarına bağlanmış iplerin ucunda kıvranırken ben, benden çok daha eski bir yaranın iradesine teslim ederdim ruhumu.
         Ve ben, öncesiz insan, dinlerdim.
         Ve ben, sonrasız insan, beklerdim.
         Ve ben, zamansız yara, tüm çağlar ve kavimlerde aynı anda, aynı hızla, aynı acıyla var olan kadim boşluk, tek insan, dinmeyen yalnızlık, gelecek olanın sen olduğunu çok iyi bilir, bilir ama çağları kat etmiş olan unutkanlığıma sığınırdım. Ve sen, karanlık ve tekinsiz, oradaydın. Bilirdim. Üzerinde süzüldüğüm hiçlikte, ara ara, senin sesinin yankısı yoklardı beni. Bir çağrıydı sesin, duyardım. Bildiğim, ama bir türlü anımsayamadığım bir dil vardı. Zamanın başlangıcından beri aynı hikayeyi anlatan bu dili ve anlattığı hikayeyi anımsıyor gibiydim. Ve sen, o dilin kelimeleriyle konuşuyordun sanki.
         Ve ben; ruhunu yere ve göğe, dağlara ve denizlere, zamana ve tanrıya emanet edemeyen ben, onu sana emanet ettim: Bir insana!
         Dedim ki: Zamanıdır!
         Dedim ki: Ol-dur!

         Dedim ki: Bütünle!
         Ve sen, ses verdin ses veren sesime:
         Dedin ki: Zamanını bildim.
         Dedin ki: Olmak istediğini gördüm.
         Dedin ki: Dağılmış olan, elbet toplanacak
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 16 Tem 2008
Mesajlar: 153
Konum: zifirin son halkası...
Anlatımın çok ahengli... Bir melodi dinler gibi okudum itiraf etmeliyim, bir yandan da kafama teker teker düşen damlaları hissettim, ilginç bir şey ama sonucu tahmin ettiğim halde ıslanma ihtiyacı duydum ve sona ulaştığımda bir anda kaynar sular başımdan aşağı dökülmüş sandım... (Abartımıyorum ciddiyim...) Güzel bir dürtü etkisi yaptı üzerimde çok sevdim bu yazını ama okurken yine çok zorlandım neyse sen inat ediyosun karakter yazınla ısrar etmek çok saçma olur artık alıntı yapıp kendim düzenleyip öyle okuyorum zaten yazılarını... Razz  Dış özellikleri yüzünden bu hikayeyi kaçırmak korkunç olurdu benim için... (Bilmem anlatabildim mi? Evil or Very Mad )

_________________
ikiye karşılık binlerce kötü yaratık yeter mi onun ilahi bakışları...
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 11 Tem 2008
Mesajlar: 196
Yapmaya çalıştığım, mezmur biçiminin zaten kendisinde olan bir şeyi düz yazıyla şiirin kesiştiği bir sınırda bir kez daha yakalamaktı. Mezmur, aynı temanın farklı dizelerde tekrarlanıp genişletilmesiyle oluşturulan ve giderek tamamlanan çok hoş bir biçime sahiptir. Benim yaptığım, yapmaya çalıştığım, daha çok bir kaç insanlık durumunu tek bir temanın -yalnızlığın- yörüngesinde çevire çevire ve büyüte büyüte yalnızlığın aşıldığı bir sona doğru yürüme gayretiydi. Aheng, benden çok, sanırım biçimin kendisinden kaynaklanıyor- benim de biraz payım olmuşsa ne güzel...

Bu arada, okuma zorluğuna bir çare bulmanıza da sevindim...

Teşekkürler.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 11 Şub 2008
Mesajlar: 46
farklı yazım türlerine fazla aşina olmayan biri olarak tüm samimiyetimle söyleyebilirim ki, gerçekten hem şiirden alınan ahengi, hem de düz yazıdan alınan keyfi çok güzel sentezlemişsiniz. yazınız sizi anlatıyor gibi. zaten iyi bir yazar ya da yönetmen kendini farklı yollarla anlatmaya çalışır hep. bunu da başarıyla yapmışsınız.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 29 Tem 2008
Mesajlar: 22
merhaba şumul, (tam sizin yazdığınız gibi yazamadım kusura bakmayın)
siteye yeni üye oldum. Şöyle bir dolanayım dedim ne var ne yok diye. sitede genel duyurlar dışında ilk okuduğum metin sizin yazdığınız ve editörümüzün pek hayırlı bir iş yaparak "seçmiş" olduğu yaradılış mezmurunuz oldu.

nasıl çarpıldığımı anlatabilseydim; benzer nitelikte metinler de yazabilirdim belki- kifayetsizlik hep aynı kifayetsizlik yani, hep ayağıma ve de boğazıma dolanan. Kaç yaşındasınız çok merak ettim? Ne olur genç olduğunuzu söylemeyin. Şöyle kırkınızda falan olduğunuzu umut ediyorum. Yazarları kıskanmaktan kuruyup kaldım odacığımda bugüne dek. Yazarlık bekareti bozulmamış bir kız kurusu gibi. (benzetme biraz tuhaf oldu aldırmayın) Öbür yazdıklarınızı da okuyacağım ama heyecandan hemne yazayım dedim.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 18 Ksm 2007
Mesajlar: 54
Bence bu metini okurken Dream Theater in finally free isimli şarkısının çalmış olması raslantı olamaz. Sanki müzik hikayeyi çekti kendine.
Muthiş bir melodi... ikisi de...
Yükselip alçalan aksak ritimler... her ikisinde de...
Zamandan bir çarmıh kısmında giren solo gitar...
Kelimerden harika bir müzik çıkarmışsınız.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 11 Tem 2008
Mesajlar: 196
Öyle güzel ve şaşırtıcı şeyler yazmışsınız ki metinle ilgili, galiba sizinkine benzer bir tıkanmayı ben de sizin iletinizi okurken yaşadım. Metin sizin dediğinizin yarısı kadar bile iyiyse, ne güzel.

Ama üzgünüm, ne yazık ki henüz otuzlu yaşlarıma bile girmedim. Fakat sevinin, onlu yaşlarımı geride bırakalı da hayli zaman oldu.

Ve endişelenmeyin; yazı dediğimiz şey öyle kutsal bir bağış olarak kozmik yapının bahşettiği bir lûtuf değil inanın. Biraz masa başı memurluğu yapıp, yazmaya ve okumaya gerekli özeni gösterdiğinizde, kelimeler sizden eskisi kadar kaçmaz oluyorlar. Siz daha ne olduğunu bile anlayamadan, bir de bakıyorsunuz ki insanlar yazdıklarınız hakkında hoş şeyler söylemeye başlamış bile.

Nikiniz Le Guin'in - Cadı Yosun'dan sonra- en sevdiğim karakterinin adı bu arada- içinde ejderhalar uçuşan küçücük bir kız çocuğu... Sitede artık bir Tehanu'muzun da bulunduğunu bilmek güzel- sizin de içiniz ejderha soluklarından kavruluyor mu? Bence siz, hiç vakit kaybetmeden Yazarlar başlığında Le Guin'i bulmalı ve hiç değilse bir kaç cümle yazıp o harika yazarın köşesini boş bırakmamalısınız.

Ve anladığım kadarıyla yazıyorsunuz da. Lüttfen en kısa zamanda yazdıklarınızı bilgisayarda temize çekin de hep birlikte üzerlerine biraz konuşalım- eminim şimdiden kısa da olsa bir öykünüz vardır el altında.

Saygılar.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 11 Tem 2008
Mesajlar: 196
Tam da yapmayı istediğim şeyi yapabildiğimi söylemişsiniz, ne güzel. Ve bunları öykülerini sevdiğim birinden duymak, ne denir, keyif verici.

Teşekkürler.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 10 Tem 2007
Mesajlar: 9
Konum: Xelynne
ruhum karardı valla okurken..

_________________
Her hakkı saklı falan değildir.Görsel ve yazılı materyalleri kullanabilir,yorum yapabilir,beğenmediğiniz kısımları yerin dibine geçirebilirsiniz.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et
Üye
Üye

Kayıt: 29 Tem 2008
Mesajlar: 22
Cesaret ve yanıt verdiğiniz için teşekkürler. LeGuin yazarım tabii. Siz de seviyormuşsunuz yardım edin o zaman. Yazdığınız diğer şeyleri de okudum dün gece hepsi çok güzeller ama bu başka türlü güzel. Sonunda güzel bir şey olduğu için galiba- tam ne olduğunu anlamadım ama sonunda iyi bir şey oldu, dedim kendi kendime- insan okurken göğüs kafesi böyle tam patlayacakken, tatlı bir biçimde boşalıyor ve baskı sona eriyor gibi. Sen sen dediğinizin yüzünü göremediyseniz de sesini duymuşsunuz gibi.
Ben temize çekmeye başladım bile, önce biraz korkmuştum yazdıklarınızı okuyunca ama şimdi cesaret geldi. Bitince göndereceğm. Biraz uzun sürebilir ama yazma memurluğu dediğiniz bu değildir herhalde . şaka şaka biliyorum bunu kas tetmediğinzi.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 11 Tem 2008
Mesajlar: 196
O metni yazarken Yo-Yo-Ma'nın NAQOYQATSİ için yaptığı müzikleri dinliyordum- çellonun bu harikulade virtüözün kolları arasında nasıl mucizeler yarattığını bilirsiniz. Anlayacağınız metnin gerisinde zaten bir müzik var. Ama metnin başka müziklerle de örtüştüğünü, ya da okunma hızını ve ritmini buna göre ayarlayabildiğini duymak emin olun çok sevindirici.

(Ama biri çıkıp KORN eşliğinde okuduğunu ve pek sevdiğini söylese Dream Theater'dan duyduğum memnuniyeti duymazdım herhalde!)

Teşekkürler.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 29 Tem 2008
Mesajlar: 22
Büyüklerimiz ne demiş, "kararmış ruh iyidir, parlayıp başkalarının gözlerini almaz." Yani tam böyle söylememişler sıkı can iyidir çabuk çıkmazdı aslı. Ben biraz uyarladım.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 11 Tem 2008
Mesajlar: 196
Özür dilerim RipuLoin- gülümsüyorum...

Ve Tehanu, ben Le Guin bölümüne kısa bir şeyler zaten yazmıştım, ama siz de yazdıktan sonra bir çeşit tartışmaya evirip genişletebiliriz.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 03 Nis 2008
Mesajlar: 84
Yazıyı okurken çok farklı, çok harika şeyler hissettim. Farklı bir dünyada, farklı, cisimsiz bir varlığın içinde uzun bir yolculuğa çıkmış gibiydim. Birdenbire uyandırıldım sanki.

_________________
''Gerçekler ve deneyimler bunu başarmıyorsa, güzelliği hayaller ve yanılsamalarda ara.'' H.P LOVECRAFT
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 11 Tem 2008
Mesajlar: 196
İç demişsiniz...

Öyle galiba; yazı hep bir şeylerin ve bir şeyin -cisimsiz bir varlığın!- içinde geziniyor gerçekten de.

İçte bir yazınsal uzam- her şey için çeşitlemeleri; çöl, hiçlik, kuyu, orman...

Öyle- ÖYLE!

Keşke başta, henüz buraya koymadan fark etseydim bunu, çok daha farklı olabilirdi...

Biraz 'geç kalmış' bu güzel ve ince yorum için,

Çok teşekkürler.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Önceki mesajları göster:   
Resim Yükleme Paneli


Lütfen Yüklemek İsteğiniz Resmi Seçin

Yeniden Boyutlandır?
Resim yüklendikten sonra karşınıza çıkacak ekrandaki Hotlink for forums (1) linkini foruma kopyalarsanız resim forumda gözükecektir.
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    Fantastik Edebiyat Forum Forum Ana Sayfa -> YAZI ATÖLYESİ -> ÖYKÜLERİNİZ
Sayfaya git 1, 2  Sonraki

 
  
   
   
Copyright © 2006 FANTASTİK EDEBİYAT. Telif Hakları FANTASTİKEDEBİYAT.COM ' a Aittir.
Tasarım & Kodlama : Arttech İnternet Hizmetleri