Yağmur o kadar şiddetli yağıyordu ki,kısa sürede, üzerinde durduğum kayanın büyük bölümü sular altında kalmıştı.Artık Yüzey Gezgini'nin istediği solucanları ona götürmeyi istemiyordum.Belki o da beni beklemiyordu artık.Kuş ölmüştü ve solucanlara gerek kalmamıştı kim bilir...
Dönmek istemiyordum.Burada yitip gitmek,şu iğrenç solucanlarla beraber boğularak ölmek istiyordum.
Sonra birden,güneş vaadini yerine getirdi.Solucanlar kayboldu ve bulutlar çekilmeye başladı.İçimde yoğun bir ağlama isteği oluştu.Bir amaç için yapılabilecek en iğrenç görevi kabül etmiştim ve başarmıştım da...
Vadi ,bize öğretilen cennet tasvirlerinin somut haliydi sanki.Ağaçlar,çiçekler ve bir nehir...
Bütün bu ilahi resimin hazzını duyarken,omuzumda bir elin varlığını hissettim.Uzun saçlarımı okşamaya başladı sonra el;arkama dönüp baktığımda elin Yüzey Gezgini'ne ait olduğunu gördüm.
Çırılçıplaktım.Göğüslerim,genç bir kadın olduğumu gösteriyordu.Aklımda hiçbir bilgi yoktu.Sadece bir isim yankılanıp duruyordu zihinimde,''Adem! Adem! ve yine Adem!''...Hayata dair tek bilgim buydu,bildiğim tek isim,şey,obje vs.Adem'di,daha doğrusu Adem adıydı.
Yüzey Gezgini bana gülümsedi ve şöyle dedi,''.....gerçekten bu ağacın meyvesini yemeyeceksiniz mi dedi?'' ve ekledi,''beni dinle Havva,eğer bu meyveyi yersen .....gibi olacaksın...''