ZITLIKLARI YAŞAYAN ADAM
Parkorman’ın eşsiz yeşilliğinde, taş binaların oluşturduğu şehrin göbeğinde ayakta duran ağaçlarının arasında yürüyordum. Dışarıda tozlu ve mazot dumanıyla karışmış havayı solumaktansa, temiz ve kirlenmemiş havayı tercih ettiğim küçük bir ormanda…
İki seçenekli dünyada iyi ve güzel olanı seçmiştim. İyi ve kötü olan arasından iyiyi, temiz ve kirli olandan temizi, düşman olmak yerine kahraman olmayı. İnsanlar sayesinde güme giden dünyada yürüyerek, şehrin kaldırımlarını kalabalıklaştırmayarak ve amaçsızca konuşup kavga etmeyerek kendimce kahraman oluyordum. Kahraman olmak! Herkesin aklının derinliklerinde, belki de genlerinin bir parçası olan iyi olma duygusu. Buna zıt olan da kötülük… Tek bir vücutta yaşayan iki farklı kavram. Ayrıldıkları noktada ise bazen hür, bazen yönlendirilmiş olan irade.
Belki seçimden de öte bir kavram vardır bilinmeyen, idrak edilemeyen. Katil katil doğduğu için katildir, evsiz ise saraylarda yaşamak ister belki. Bilinmeyenin yolunda hep ikilimler vardır ve biz kendimizce iyi olanı seçeriz hep.
Hala yürüyorum, yaprakların kıpırtısı, Güneş’in sıcaklığının ve rüzgarın birleştiği bir esintide. Yorulduğum dünyamdan kaçıp geldiğim, gri binaları değil, yeşil doğayı, doğanın kendisini görmek istediğim, az sayıda insanın uğradığı Parkorman’da.
Karşıma çıkan ticarethanelerle, barlarla irkiliyorum. İnsan eli değmemiş yerlerde, insanoğlunun en büyük lanetinin çöktüğü binaları görünce yolumu değiştiriyorum. Adını bile bilmediğim tepelere uzanan bir patika görüyorum uzakta. Kimsenin gitmediği, ait oldukları hayattan kopamadığı yaşama aslında çok da uzak olmayan bir kurtuluş yolu. Yine seçimimi yapıyorum. Taşlardan oluşan şehirden kaçıp ilk defa geldiğim ormanlık alanda, yine aynılarından kaçıyorum.
Patikaya ulaşarak içinde yürüyorum. Çakıl taşlı, eğimi dik olan, sonunu bilmediğim dar yolda, geniş ama yavaş adımları sıralıyorum. Ait olduğum yeri buldum mu diye düşünüyorum? Sürekli sorguluyorum bunu zihnimde, sessizliğin sahibi olduğu bu yokuşta. Sessizliğe inat sesleri oluşturan zihnimle.
Sürekli sorular soruyorum, mutluluğu yakalamak için. Para ile saadetin eş anlamlı mı, karşıt olduklarını arıyorum. Şehrin koca koca binalarını oluşturan ben, kendime yenik düşüyor, başardığım başarısızlığa nefret besliyorum. Bana kazandırdıklarını, benden aldıklarını düşünüyorum, mutluluğu para ile alamıyorum.
O zaman para eşit değildir mutluluk diyorum. Bu da, karşıt anlamlı sözcüklerin, zıtlıklar içinden yapılan tercihlerin oluşturduğu hayatıma ekleniyor.
Yokuş giderek artıyor, bacaklarımın sızlamasına neden oluyor. Durmak istiyorum ama kararımı bozamıyorum. Durmak için değil, yürümek için girmiştim bu yola, hatırlıyorum.
İyi ve kötüyü düşünüyorum tekrar. Tanrı’nın kararlarını ya da Tanrısız bir dünyayı. Bu da bir ikilemi doğuruyor istemeden. İnanan biri değilim ama kararsız kalıyorum bazen. Yokluktan şans eseri doğan dünya mı, yaratılan bir dünya mı diye karar veremiyorum. Şansın geçerli olmadığı bir hayata inanıyorsam, bu beni gerçekçi, realist yapıyor. Gerçekler gözle görülenler, elle tutulanlar ise bu da Allah inancına ters düşüyor. Beni de içinden çıkamadığım tek konuya götürüyor. Şansı değil, seçimleri tercih ettiğim dünyada cevabında kararsız kaldığım tek konuya…
Bulutlar toplanmaya başlıyor, kapatıyor Güneş’i. Benle oyun oynuyorlar sanki yarattıkları şekillerle. Bazen bir araba, bazen bir tavşan, bazen de bir tren oluyorlar gökyüzünde. Sıkılan ve yorulan bedenime iyi geliyor bu oyun. Kararttığı havada ışık oluyor iç dünyama, beyaz bir ışık. Aydınlık-Karanlık, işte bir ikilem daha.
Grileşen havada yürümeye devam ediyorum. Hiç bitmeyecek bir yol gibi düşünüyorum. Ama sonun da bir karşıtı var. Başlangıç, her zaman olan bir başlangıç. Sonsuza dek devam eden zincirin halkaları gibi birbirine, oradan da başladığı yere bağlanan zincir misali.
Uzun zamandır yaşıyorum. İnsan hayatında hatırı sayılacak epey uzun bir zaman.
Kiminin yaşlandığı, kiminin doğumunu hatırlamak bile istemediği bir dünyada Cehennem hayatı yaşadım. Belki de dünyada Cehennem’i yarattım. Başkalarına göre ise Cennet’i. Herkesin seçtiği yolda doğru olanı.
Bitmesi gereken yol sona erdi. Bitmeliydi de. Her şeyin bir başlangıcı varsa sonu da olmalıydı.
Taşlık tepenin ucunda durdum. Gidecek bir adım dahi kalmamıştı artık. Aşağısı kayalıktı ama önüm açıktı. Şehri tepeden görüyordum şimdi. Gri gökyüzü ile uyumunu daha iyi anlıyordum. Kirlettiğim dünya, Cehennem’i yaşadığım dünya hep benim seçimim olmuştu çünkü. Şimdi ise bir adım daha atıyorum, ölümü ve belki de getireceği Cennet’i seçerken… |